15 Şubat 2011 Salı

Ayrılık kalemimin mürekkebini emiyor,
ve siz buna şiir diyorsunuz..

17 Kasım 2010 Çarşamba

Hiç'liğimin cenaze töreni

Gözden düşen bir damla yaşı anımsattı
Hızla kayıp giden yıldız geceden..

Neden gece
zamansız bir ayrılık kadar suratsız bu gece?
Düşlediğim deniz “bir bitkisel yalnızlığa” dönüşüyor,
Dalgaları inatla
ömrümün en kalabalık yerlerine vurarak..
Bir ayağımı yavaşça ötekinin üstüne koyup,
Dumana dönüştürüyorum bir sigarayı.
Değiştirmek ve dönüştürmek istediğim nice şeyleri hatırlıyorum sonra.
Ve ne çok yenildiğimi geçmiş ilkbahar aylarında…

Bir nefes daha alıyorum sigaramdan ve bir kez daha dönüyorum geceye..
Değişen bir şey yok.
Gece aynı,
gece suratsız ve çirkin,
gece ayna aslında!

Yüzleşecek zaman değil bu..
Öldürüyorum az önce can verdiğim sigarayı.
Ben bu zamansızlıklara gelemem,
İçime gidiyorum..
Sıkıldım düşlerimdeki güneşten habersiz geceden
İçimdeki çocuğun gözlerindeki,
Böyle zamansız ve davetsiz gelmelerime alışmışlığa varıyorum önce..
Sonra,
Sonrası felaket
Sonrası fırtına
Ve kulaklarımdan hiç çıkmayan çok eski ve ekşi bir ağıt.
Çünkü yüzer sıska ve çelimsiz cesedi,
İçimdeki o düşler denizinde.

Hiçbir ”geçmiş olsun” dindirmez acımı
Hiçliğimin cenaze töreninde..
Açık gözleri çocuğun
mıhlı kalmıştır,
Hiç bakılmamış ve hiç seçilmemiş bir yıldıza..
Ve dudaklarında
Dünyanın bütün dillerinde “nanik” yapan
Sessiz bir dudak tiki:”of”

……………………………

Geceden hızla kayıp giden yıldızlar
Ve hiçliğimin cenaze töreninde çekilen of'lar peşpeşedir..

Gece tuhaf,
İçimse geceden tuhaf..
Biliyor musun?
İnsan kulağının biçimi
Anne karnında yatan cenin biçimindeymiş..
Hangi ressam benzetmiş ki ikisini birbirine?
Bunu düşünmek saçmadır…
yahut değildir…
Bütün yaşayanların filmi tersine çekilsin isterdim bu gece.
Herkes yeniden dönse
kulak biçimindeki annesinin karnına..
Sonra anneleri de dönse annelerinin karnına..
Sonra o anneler de kendi annelerinin karnına..
Kendini hiçlik zindanına kitlemiş
İnsanlar da çağrılsa bu oyuna..
Bütün insanlar bir kez eşit olurdu
(en azından eşit ölürdü)
Ve ben o zaman inanırdım belki,
yaşa(dığı) mın bir anlamı olduğuna..

Olsa ne güzel olurdu değil mi?
Ama biliyorum ki bunu düşünmek bile saçma..
Çünkü içimdeki o günahsız çocuğun
Yüzmektedir hala sıska ve çelimsiz cesedi,
Düşlerimin denizinde..
Ve gözleri mıhlı kalmıştır,
Hiç bakılmamış ve hiç seçilmemiş bir yıldıza…

……………………………

Bir ayağımı ötekinin üstüne koyup dumana dönüştürüyorum
Bir sigarayı daha..
Daha kaç ihanet, kaç yalan, kaç ayrılık,
kaç yalnızlık?
-Bilmiyorum…
Ama iyi biliyorum daha ne kadar dayanabileceğimi..
Ve bir kez daha dilimin ucundan döndürüyorum
Göğüs kafesime kitlediğim bütün “of”ları…

……………………..

Geceden hızla kayıp giden yıldız
Hiçliğimin cenaze töreninde çekilen “of”lar
Ve içimden geçen sevdiklerim peş peşedir…

Bu gece içimde iki can var
Birbirine düşman iki can(a) var
Birinde hoyratlığım
Birinde yar…

Ve kafiye hiç yakışmıyor bu suratsız geceye…

Körelmiş bir acıdır artık
Zamanın çok gerisinde bıraktığım aşk-lar.
Ve kılcal damarlarımın
içinde bile gezen bir sancıdır ”unutuluş”
Biliyor musun?
Hiçbir ayrılığımın tarihini aklımda tutmadım
Ama unutulmakla başlıyor aslında bütün takvimler.

………………………..

Tüm yaşamış canlılar,
yaşayan canlılar,
ve yaşayacak canlılar.
Tek tek gözlerimin önünden geçiyor..
Gözlerimden bir şiir yahut bir şarkı okumak için.
Belki bu şiirle ya da bu şarkıyla unutacağım
kılcal damarlarıma kadar inen sancıyı…
Göz göze geliyoruz,
Ve bütün canlıların sesi
Tek heceli senfoniye dönüşüyor bu gece: of... of... of...

……………………….

Bir gün bir filmde görmüştüm
Bir denizcinin bir başka denizciye “kaptan sabaha fırtına diner” dediğini.
Önceleri çok şaşırmıştım
Fırtına hiç diner miydi?
Ama şimdilerde anlayabiliyorum artık
Dünyadaki fırtına ayrıymış
Dünyamdaki fırtına ayrıymış…

………………………..

Denizciler de kendi telaşındadır bu gece

Oysa hemen yanı başlarında
Hala yüzer sıska ve çelimsiz cesedi
içimdeki günahsız çocuğun
Ve gözleri mıhlı kalmıştır
Hiç bakılmamış ve hiç seçilmemiş bir yıldıza.

Bir çocuğun ilk kelimesi “of”olur mu?

……………..

Ve gece habersizdir içimdeki güneşten,
Yıldız habersizdir mıhlı kalmış o bakıştan…

Sevimsiz bir geceden geçiyorum.
Sanki hep gecede kalacağım.
Ya da gece hep kalacağını sanıyor..
Oysa “var olmak bile geçicidir” bilirsin
Ve gecenin direnişi aldanış'tır sadece...

Güneş birazdan
Bir uzun hava gibi dağıtacak yorulmak bilmeyen ışığını..
Her şeyi ortaya çıkaran gün ışığı
Silecek gecenin sevimsizliğini..
Buzlarım yavaş yavaş çözülürken
Geceden sakladığım neyim varsa dökeceğim tek tek..
Ve tıpkı benim gibi güneşi bekleyen
Doğmamış bir anneden doğacak olan anne,
Güneşin doğmasını görmese de yine bekleyen bir mahkum,
4-6 nöbetinde bir asker,
Uykusunu rüya bölmüş bir aşık,
Geceyi hatırlamayan akşamdan kalma bir ayyaş,
Uykusayan gözlerle yollarda bir şoför,
Çocuğundan çok kucağında taşıdığı silahıyla bir eşkıya,
Çöpleri toplarken yerlerine ömrünü koyan bir çöpçü,
Ve sevgilisinin sevdiği şarkıyı ıslıkla çalan bir serseri de
Bütün gece taşıdıklarımı dökecek güneşe…
Ve farkında olmasalar da
Ortak olacaklar tek sözcüklü senfoniye: “of offff of”

……………………

Son yıldız da kayıp gitti geceden….
Efsaneye göre bir insan daha öldü,
Bana göreyse biri daha döndü annesinin karnına
Boşuna dualar okumayın
ey merhumun yakınları ve sevenleri!
Bu gece sizin dualarınız değil
Benim şiirim kabul olacak…..



31 Ağustos 2010 Salı



Aklımda bir şiir için sözcükler yürüyor..
Ellerim(den) gelmiyor..

30 08 2010

3 Ağustos 2010 Salı

........

Uykumu bölen bir öksürüğün
yalnızlığındayım..
Elini ver sevgili,
Korkma herkes uyuyor..

19 Nisan 2010 Pazartesi

Aşkın

''Aşkın;
Çam ağaçlarına benziyor,
Dikenli ve soğuk.
Belki yaklaşamıyorum ama
Bil ki de uzaklaşamıyorum..
Ve aşkın hiçbir kış solmuyor ki
Her baharda yeşersin..! ''


Aşkın;
Evimin tavanına benziyor.
Yüksek ve sıcak.
Sığınarak yatabiliyorum her gece
Ama dokunarak asla..!


Aşkın;
Biraz da kalbime benziyor.
Bazen hızlanan,
Bazen yavaşlayan kalbime.
Yıllarca onu korurum
Ama o bir kez dursa,
Ben yorulurum..!

Belki de ölürüm.....




METİN'(L)E

17 Nisan 2010 Cumartesi

Bekleyiş

Hayat umutlu bir bekleyiş değildir.
Umutlarla bekletilmektir sadece...

Büyük bir aşktan artakalan,
kullanılmış cesaret kırıntıları...
Ve sevişmiş olmaktan çok,
savaşmış olmanın yorgunluğu..
Ve ellerim hangi eli tutarsa tutsun,
İkinci el sayılacaktır artık...

Hayat umutlu bir bekleyiş değildir
umutlarla bekletilmektir sadece...

Gel-git zamanlarında,
'gel ama gitme'li yalvarıslarımdı
beni en çok acındıran belki de...
ama bir belki bile vermedi bu hayat...
ya var olanlar uzaktı...
yada yoktu...

Hayat umutlu bir bekleyiş değildir...
Umutlarla bekletilmektir sadece...

şimdi
yıkasamda elimi geçmişimden ve senden,
elini yüzünü yıkamayan uğursuz sabahlarım var...
iki şekersiz çay,
bir simit..
öncesinde ve sonrasında birer sigara...
aç karna sigara içtiğim bir hayat bıraktın işte bana sevgili,
ve aç karna sigara içmeme kızacak annem de uzakta...
yalnızım işte, iki çayın arasındaki o simit kadar...


Hayat umutlu bir bekleyiş değilmiş.
Umutlarla bekletilmekmiş sadece...
Bu yüzden hayatım bir umut değildi,
Umudum bir hayattı sadece...

...........

6 Mart 2010 Cumartesi

Taşıyamadım

Çoğaldın..
Gece bile taşıyamadı hüznünü..
O koca göğsüme sığdıracaktım, t-aştı..
Halıya dökülmesin diye,
altına kağıt koydum,
şiir oldu....